EN   | JA
Kaz Dağları

İda Kazdağı

Sık ormanlarla kaplı İda ve çevresi antik çağ insanının ev, gemi yapımı, madencilik ve ısınma gibi ihtiyaçlarını karşılamıştır. Kazdağı Milli Parkı, Ege Bölgesi ile Marmara Bölgesini birbirinden ayıran coğrafi sınırda yer almaktadır. Antik çağlarda “İda Dağı” olarak anılan Kazdağı, Biga yarımadasının en yüksek dağı olma özelliğine sahiptir. Kazdağı Milli Parkına girişlerde, insan ve doğal yaşamın güvenliği için, izin gerekmektedir.

Homeros destanları sayesinde dünyanın sayılı merkezlerinden biri konumunda olan İda, bitki örtüsü, hayvan ve kültür varlıkları ile dünya mirasıdır. Günümüzdeki adı Kazdağları olan İda Dağı, Homeros’un destanlarında sıkça geçmektedir. Hayvancılık ve orman ürünleri dışında Troas bölgesinin altın madenleri yönünden zenginliği de bilinmektedir.

İda Dağı eteklerinde kurulmuş olan antik kentler kuzey ve batı yönlerde daha yoğundur. Kebrene, İda’ya en yakın kentlerdendir. Kentin simgesi bir koç başıdır. İda dağı eteklerindekinde diğer kentlerden Neandreia at, Gargara inek, Antandros keçi, Skamandros çınar ağacı ve Skepsis çınar-üzümünü kendilerine sembol olarak seçmiştir. Bu semboller bize İda Dağı’na en yakın kentlerin bastırdıkları paralardaki armalar ile kentin gelir kaynakları arasında yakın bir ilişkinin söz konusu olduğunu gösterir.

1879 ve 1890 yıllarında bölgeye ziyaretlerde bulunmuş olan gezgin Virchow, yönetimin kereste ticareti ile ilgilenmeye başladığını kiriş ve kalasların eşekler sırtında kurulan fabrikaya taşındığını aktarmaktadır. Dağın hem kuzey hem de güney yamaçlarında birçok kilise ve manastır kalıntıları tespit edilmiştir. Kalıntılar ve antik yazarların bildirdiklerine dayanarak İda Dağı’nda yoğun bir Hıristiyan topluluğun yaşadığını söyleyebiliriz. İda Dağı’na birçok seyyah Homeros’un yapıtlarından dolayı tırmanmıştır. Cook, bölgedeki araştırmalarında, İda’nın zirvesindeki antik bir yerleşme ile Evciler, Edremit, Baharlar ve Altınoluk’tan keresteleri aşağıya indirmek için, açılan yollardan söz etmektedir.

İda Mitolojisi

İda ve Troia dünyaca tanınmışlığını hiç şüphesiz Batının en eski edebi metinlerini yazdığı kabul edilen Homeros’a (M.Ö. 8.yüzyıl) borçludur.

Zeus ve Hera

Troia Savaşında hakemlik görevi üstlenen Gök Tanrı Zeus, İda Dağı’nın doruklarında tapınak ve sunağının da bulunduğu Gargaron zirvesinden bu savaşı yakından izlediği, İda’daki bu mekanlarında zambak safran ve sümbüllerin güzelliği içinde eşi Hera ile birlikte olduğu aktarılmaktadır.

Dünya’nın İlk Güzellik Yarışması

İda Dağı efsaneleri içerisinde en bilineni Dünyanın ilk güzellik yarışması olarak adlandırılan efsanedir. Yunanistan’daki Thetis’in düğün törenine davet edilmeyen kavga tanrıçası Eris’in masaya fırlattığı ve üzerinde en güzeline yazan altın elmayı paylaşamayan tanrıçalar Zeus’un hakemliğine başvururlar. Ancak Zeus onları İda Dağı’ndaki çoban Paris’e yönlendirir. Bunun üzerinde, haberci tanrı Hermes’in rehberliğinde finalist üç güzel tanrıça Afrodite, Hera ve Afrodit, sürülerini İda yamaçlarında otlatan Paris’in yanına gelirler.

Çoban Paris’e, Zeus’un buyruğunu ileten Hermes altın elmayı ona verir. Bu sırada Tanrıçalar Paris’e rüşvet teklif ederler. Athena akıl ve zeka, Hera güç vaat ederken Afrodit dünyanın en güzel kadının aşkını vaat eder. Paris aşkı seçerek, Troia’nın sonunu hazırladığının farkında bile değildir.

Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris

Paris aslında Troia kralı Priamos’un oğludur. Annesi Hekabe ona hamileyken gördüğü rüyada karnından çıkan ateşler Troia’yı yakmaktadır. Kahinler bunu doğacak çocuğun Troia’nın mahvına neden olacağı şeklinde yorumlarlar. Bunun üzerine doğan çocuk, bir saray görevlisine teslim edilir ve İda Dağı’nda yok edilmesi istenir. Görevli bebeği vahşi hayvanların parçalayacağı düşüncesiyle dağa bırakır. Ancak bebeği bir çoban bulur ve ona bakar. Paris büyür ve yakışıklı bir delikanlı olur. İşte o Paris aslında bir prenstir.

İda ile ilgili diğer mitolojik anlatımlar ise:

Afrodite-Ankhises

Afrodite İda eteklerinde sığırlarını otlatan yakışıklı Ankhises ile birlikteliğinden Romalıların atası olan Aeneas dünyaya gelir. Troia Savaşı’nda mücadele eden Aeneas’ın çocukluğu da İda Dağı eteklerinde geçmiştir.

Ganymedes

Ganymedes, Troia'yı kuran Tros'un oğludur. Ganymedes bir gün İda Dağı'nda avlanırken, tanrıların tanrısı Zeus ona aşık olur ve onu kartalını göndererek kaçırır ve Olympos'a getirir. Hep yanında olmasını istediği için, Zeus kendi kızını tanrılara şarap sunma görevinden alır ve yerine Ganymedes'i getirir.

Sarıkız Efsanesi

Sarıkız ve Babası Kazdağlarının eteğindeki bir köyde yaşamaktadır. Babası hacca giderken kızını komşusuna emanet eder. Babası hacca gittikten sonra, köyün delikanlıları, Sarıkıza talip olurlar. Sarıkız hiçbirine yüz vermez. Onlarda dedikodu yayarak Sarıkıza iftira ederler. Baba hacdan dönünce kimse yüzüne bakmaz, selamını almazlar. Sarıkızı teslim ettiği komşusuna bunun sebebini sorduğunda, Sarıkızın kötü yola düştüğünü söyler. Baba günlerce düşünür. Köyde yaşayabilmesi için namusunu temizlemesi gerekmektedir. Fakat çok sevdiği kızını öldürmeye kıyamaz. Yanına aldığı birkaç kazla, kızını, Kazdağı’nın zirvesine götürüp oraya bırakır. Orada yabani hayvanlara yem olacağını düşünür. Aradan yıllar geçer. Bayramiç tarafından gelen yolcuların dağda yollarını kaybettiklerinde, darda kaldıklarında kendilerine sarı bir kızın yol gösterdiğini, yardım ettiğini söylerler. Kazlarının olduğunu, hatta bunların bir gün Bayramiç ovasına inerek çiftçilerin mahsulüne zarar verdiğini, köylülerin bu durumu Sarıkıza söylemeleri üzerine, Sarıkızın eteğine doldurduğu taşları saçarak, bir avlu oluşturduğunu, kazların da artık aşağılara inmediğini söylerler. Kaz avlusu diye anılan bu alanın duvar kalıntıları günümüzde bile gözükmektedir. Bu hikayeleri dinleyen baba, bunun Sarıkız olabileceğini düşünerek dağın yolunu tutar, zirveye vardığında, duvarlarla çevrili kazların bulunduğu bir alanla karşılaşır. Kızını bugün Sarıkız Tepesi diye anılan yerde bulur. Sarıkız, babasını gördüğüne sevinir, ona saygı gösterir, hürmet eder. Babası namaz kılmak için abdest almak ister. Sarıkız, abdest alması için babasının eline su döker. Babası suyun tuzlu olduğunu söyler. Sarıkız aceleden yanlışlıkla denizden aldığını söyler ve testisini vadilere doğru uzatır. Yeni doldurduğu suyu babasının eline dökerken, babası buz gibi tatlı suyu tadınca kızının erdiğini anlar. O sırada siyah kara bir bulut gökyüzünü kaplar, Sarıkız kaybolur. Babası kızının erdiğine, sırrının açığa çıkması nedeniyle de kaybolduğuna kanaat getirir. Kızına iftira edildiğini anlar ve köylülere beddua eder. Sarıkızın babası üzüntü ile tepelerde dolaşırken bugün Baba Tepe denilen yerde ölür. Yöre halkı Sarıkıza ve babasına dağın yassı taşlarını üst üste koyarak birer mezar yaparlar. Sarıkızın mezarının olduğu tepeye Sarıkız Tepe, Babasının bulunduğu tepeye Baba Tepe derler. Yöre halkı her yıl ağustos ayında Sarıkızı ve babasını anmak için buralara çıkarlar.

Ayazma

Bayramiç Doğası ve mitolojisiyle de özel bir yere sahiptir. Bayramiç’e 23 km uzaklıkta Kazdağı eteklerindeki Ayazma bir doğa harikasıdır. Yol boyunca görülen meyve bahçeleri yörenin zenginliğinin göstergesidir. Mesire yeri olarak düzenlenmiş olan Ayazmada, küçük bir şelale her mevsim önündeki gölete su taşır. Troia Savaşı’nın çıkmasına neden olan güzellik yarışması İda Dağı’nın eteklerinde ki bu cennet köşede yapılmıştır. Her yıl Ağustos ayında bu öykünün anısına Ayazmada güzellik yarışması düzenlenmektedir.

Bitki Çeşitliliği

Kazdağı, jeolojik yapısı, iklim çeşitliliği ile beraber, izole olmuş konumu nedeniyle zengin bir bitki örtüsüne sahiptir. Özellikle bitki örtüsünün taşıdığı biyolojik çeşitlilik milli parkın ana kaynak değerini oluşturmaktadır. Orman kuşağının üzerinde yer alan bölgelerde, hala varlığı bilinmeyen, çok zengin ve sadece bu dağa özgü nadir bitki türleri yayılış göstermektedir. Bu özelliklerinden dolayı Kazdağı, Önemli Bitki Alanı (ÖBA) olarak belirlenmiştir. Kazdağı’nda yaklaşık 800 takson ve 29’u yalnızca bu dağa özgü olmak üzere ülke çapında endemik ve nadir 77 bitki türü yer almaktadır.

Kazdağlarının güney yamaçlarında denizden itibaren 200 metrelere kadar zeytin ağaçları, yaklaşık 800 metrelere kadar kızılçam (Pinus brutia Ten), yaklaşık 1500 metrelere kadar karaçam (Pinus nigra ssp. Pallasiana), Kazdağının endemiklerinden olan Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana ssp. Equi-trojani) hemen daima dağın kuzey yamaçlarında 1000 – 1400 metrelere kadar kayın ve karaçamlarla aynı yetişme ortamını paylaşmaktadır. Geniş yapraklı ağaçlardan Kayın (Fagus Orientalis) yaklaşık 600 – 1400 metreler arasında, Kestane (Castanea sativa Miller) yaklaşık 600 – 900 metreler arasında, Gürgen (Carpinus betulus) yaklaşık 350 -700 metreler arasında, Meşe (Quercus) yaklaşık 300 – 1000 metre arasında yayılım göstermektedirler. 1550 metreden sonra yastık formunda bitkiler görülmektedir. Endemik bitkilerin büyük bir kısmı buralarda bulunmaktadır.

Hayvan Çeşitliliği

Homeros İda Dağı’ndan hayvanların anası, canavarların anası ve çok pınarlı İda olarak sıkça söz ederken, bazen de hayvanlarını otlatan çobanlar ile yırtıcı hayvanların mücadelesini anlatır. Yabani hayvanlar arasında aslan, panter çakal, geyik ve keçi gibi türlere rastlanır. Bunlar dışında antik çağda İda dağı atları ile büyük bir ün salmıştır. Cook, 1960’lardaki ziyaretinde İda ve çevresinde keklik, tavşan, çakal, domuz, porsuk, bazı yaban kediler, ayı, batıda Ayvacık taraflarında leopar- kaplan türlerinden bahsetmektedir.

Günümüzde Kazdağı Milli Parkının güney yamaçlarının dereler ve çaylar tarafından derin vadiler şeklinde yarılması ve zengin bitki topluluklarının varlığı, hayvan çeşitliliğini sağlamıştır. Bu türlerden; Karaca (Copreolus capreolus), Yaban Domuzu (Sus scrofa), Ayı (Ursus arctos), tavşan, sincap ve bir çok kuş çeşidi sayılabilir.